Ödüller

2013 Dünya Mimarlık Festivali (Highly Commended-Kültür Yapıları)

Suyabatmaz Demirel Mimarlık

Arif Suyabatmaz, Hakan Demirel

Ekip O. Ülgen, E. Yazkurt, S. A. Karaatlı, G. Ersel

Müşteri Süryani Cemaati

Yer İstanbul/Türkiye

Ebat 6.500 m2

Süryani Ortodokslar Hristiyanlığı ilk kabul eden topluluk olarak bilinmektedir. İlk zamanlarında Mezopotamya’da belirli bir bölgede yerleşmişken daha sonrasında çeşitli sebeplerle dağılarak tüm dünyada kendilerine yer edinmişlerdir. Günümüzde, dünyada 20 milyonu aşkın Süryani bulunurken, Türkiye’de ise 15.000’i İstanbul’da olmak üzere 17.000 Süryani yaşamaktadır. İstanbul dışında Türkiye’de en yoğun olarak yaşadıkları bölge ise Mardin civarındaki “Tur Abdin” bölgesidir. Bu bölgede farklı yüzyıllara ait bir çok mimari eser bulunmaktadır ve Mardin’in gelişiminde buradaki tarihsel yerleşimin çok önemi vardır. M.S. 400 lü yıllarda yapılmış olan birçok kiliseye ev sahipliği yapan Mardin’de,  daha sonrasında yaklaşık 17 yüzyıl kadar uzunca bir süre yeni bir dini yapılaşma olmamış fakat bu dönemde varolan tüm yapı stoğu çok iyi bir şekilde korunmuştur. Geçen süreçte hiç bir yapılaşma olmadığı için orada yaşayanlar da sürece şahitlik edememiştir.

İstanbul’da yapılması düşünülen bu yeni kilise ise Yeşilköy’de genelde konutlarn bulunduğu bir bölgede yer alacaktır. Bu kilisenin en önemli özelliği Türkiye’de Cumhuriyet döneminden sonra yapılacak olan ilk kilise olmasıdır. İstanbul’da Cumhuriyet döneminden önce yapılmış olan Tarlabaşı Meryem Ana Kilisesi bulunmaktadır fakat bu yapı bir konut sırasının içersinde olup, eski yapıların arasında devşirme bir şekilde kendisine yer bulmuştur. Yeni yapılacak Süryani Kadim Kilisesi’nin ise neredeyse kilise mekanı büyüklüğünde sosyal mekanlar ile entegre edilerek tasarlanması öngörülmüştür.

Kiliseler için herhangi bir mekansal tarif daha önceden yapılmamıştır. Bir çok farklı bakış açısıyla ele alınabilecek böyle bir dini yapı tasarımı aslında hiç bir geometrik kısıtlama ile düşünülmemektedir. Kilise aslında bir yapı olmakla birlikte, topluluğun kendisine de verilen addır. Bir başka deyişle kiliseyi var eden şey aslında oradaki topluluk, cemaat ve bu topluluğun bu mekan içerisindeki yaşamıdır. Bu topluluğun mekan içinde nasıl yerleşebileceğini  görmek adına göz önünde bulundurulabilecek bir çok farklı plan şeması vardır.

Burada yaşayacak olan cemaat, kilise olarak kullandığı alandan daha fazlasını sosyal alan olarak kullanıyor, kiliseyle bütünleşen bu sosyal alanlarda ders çalışıyor, oyun oynuyor, sosyalleşiyorlar. Belki de bu durum bulundukları toplum içerisinde azınlık olmaları sebebiyle zaman zaman bunun sıkıntısını yaşayan, Müslüman bir ülkede yaşayan Hristiyanlar topluluğu için geçerli olabilir. Aslında şu an Türkiye’de bu dine mensup insanlar sıkıntı yaşamıyor olabilirler ama gördükleri yaşam biçimi bu olduğu için bunu bir ihtiyaç olarak görüyor da olabilirler. Bu topluluk, bu duvarların içine girdiğinde kendilerine ait bir dünya bulmaya başlayan ve orada bir araya gelip, tanışıp, sosyalleşip evlenen, bütün dünyalarını burda kuran insanlardan oluşuyor. Buradaki yaşam da onların bir geleneği haline geliyor.

Kullanıcıların talep ettiği sosyal alanlar, bazı yerlerde din adamının evi, ofisleri olurken diğer yerlerde ise ortak alanlar, yeme içme alanı, gösteri alanı ve sahnesine dönüşüyor.  Bu noktada kritik olan ise kilise yapısı ile diğer yapı kardeş yapı olarak düşünülüp kurulan ilişkide  kilisenin nasıl davranacağıdır. Yerin altında, saklı bahçelerin arasında yaratılan ortak alan, kilise ve birçok işlevi içinde barındıran diğer binayı bu düzlemde bir araya getirir. Bu ortak mekan hem kilisedeki ibadetten sonra çıkılan hem de diğer zamanlarda konut binasından çıkılarak kullanılan bir alan tarifler. Bu alan tıpkı bir tepsi gibi üzerinde yer alan farklı birimleri bir arada tutarken, aynı zamanda hem mekanı yer altında olma hissinden kurtarır hem de eski kiliselerde görülen mekanlara benzer bir ilişki kurmak adına onu bir avlu haline getirir.  Bunu yaparken de kiliseye dokunmadan diğer yapıyı yer yer boşaltır, aşağıda yaratılan alana bu noktalardan ışık alır ve taş duvarlar arasında gizli bahçeler oluşturur.

Kilise yapısının bulunduğu Müslüman mahallesi çoğunluğunu konutların oluşturduğu belirli bir kat yüksekliğine sahip yerleşik bir bölgedir. Çevresinde varolan bu durumdan ötürü kilise yapısı katedral büyüklüğünde algılanabilenen bir ürün ortaya çıkarma riski taşımaktadır. Yapının özel durumu nedeniyle insiyatif kullanılabilmektedir fakat yadırganamayacak bir kat yüksekliği var ve kilise kendini ön plana çıkarmak, mahalleden ayrışmak istemiyor. Bu nedenle de yapının prensip olarak kabul edip, hedeflediği bir kaç durum var.

Birincisi, tek mekan olan kilise, kendi hacminden ve büyüklüğünden doğacak gabarisinden dolayı çevreye rahatsızlık vermek istemiyor. Bu rahatsızlık aslında hem ebat olarak çevresinden farklı olması hem de fonksiyon olarak kapalı bir kütle olmasından kaynaklanıyor. İçinde barındırdığı tüm işlevlere rağmen bu yapı etrafındaki dışa dönük yapılardan farklı bir yapıdır. Tasarım bu farklılığı ilk günden kabul ederek ilerler. Kilise normalde gördüğümüz kendini gösteren etkileyici görkemli bir görüntüye sahip olmaktansa, olabildiğince mütevazi ve kendini geride tutmaya çalışan, toprakla hem hal olmuş bir yapı olma tavrını benimsiyor.

Dışarıdan  gelen insanların yapıya girdikleri an ile girmeden önceki an arasında bir es oluşturuyor. Girdikleri andan itibaren de bütün dünyalarını başka bir hisse dönüştürerek, dış-iç ilişkisinin tamamen kaybolduğu ve bu kaybı hissettikleri, kaburga ile çevrelenmiş bir iç mekan sunmak istiyor. Normalde kiliselerde 600-700 kişi oturarak ibadete katılırken tasarlanan kaburga sistemi sayesinde yanlarda oluşturulan nişlerde ayakta duran insanlara kendi mekanlarını bulma fırsatı sunuyor.

Yapının kaburga sisteminde ortadan geçen boşluk içerideki insanları, yaratılan aydınlık sayesinde gökyüzü ile buluşturur. Bu boşluk altarın arkasına kadar devam eder. Yukarıda bulunan yaklaşık iki metrelik paneller bi tek altarın üzerinde daha aşağıya iner ve arkaya dolanan aydınlık buradaki yuvarlak mekanı yalarcasına zaten görkemli olan bu alanı daha da görkemli hale getirerek mekandaki odak noktasını belirler. Hem tepedeki hem de altarın arkasındaki ışık hiç bir zaman insanların gözüne gelmeyecek yayınık bir şekilde mekana ilahı bir ışık olarak inecek şekilde organize edilir. Görsel olarak takip edilebilen bu boşluk aynı zamanda kilisede süryanilerin kadın erkek olarak ayrı oturma durumunu da tarifleyen çizgi görevini benimser.

Yapının sahip olduğu kırma çatı sistemi ise en temel yapı formunu farklı bir şekilde ele almaktan kaynaklanır. Bir anlamda süryanilerin hristiyanlığı ilk kabul eden insanlar olmalarına refere eder. Yapı burada geometrik bir tercih yapmak yerine, geometriyi en basit haliyle ele alıp, bu basitliğin içinde gerçeği aramaya ve bunun içerisinde etkili bir mekan oluşturulacağına inanıyor. Basit bir formla, basit tekrarlarla kendini üretirken kendini hiç bir yerde çok fazla ayrıştırıp dikkati kendi üstüne çekmiyor. Fazlaca tasarlanmış, afilli bir yapı olma derdiyle değil, çok basit temel bir formu alıp bunu kabul edip, bu yapı insanlar için nasıl daha iyi bir ibadet mekanı haline getirilebilir, nasıl insanların hayranlıkla içinde bulunduklari bir iç mekana dönüştürülebilir onu arıyor. İnsanların içinde ezilecekleri bi mekan değil, saygı duyacakları inanacakları bir mekan yaratmaya çalışıyor. Bu noktada inanmaları gereken şey yapının kendisi değil bu yapı içerisinde yaşadıkları anlardır.

001
002
003
004
005
006
007
014
008
012
013
011
010
009
015
016
017
001
002
003
004
005
006
007
014
008
012
013
011
010
009
015
016
017